Habere Yorum

Katar Krizi ve ABD Koalisyon Hazırlıkları

Katar Krizi'inde Gelinen Nokta! Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın aralarında yer aldığı 13 ülke “terörü d...

26 Haziran 2017 Pazartesi

Katar Krizi ve ABD Koalisyon Hazırlıkları


Katar Krizi'inde Gelinen Nokta!

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın aralarında yer aldığı 13 ülke “terörü desteklediği” gerekçesiyle Katar’la diplomatik ilişkileri kesme kararı almıştı.

Katar, daha önce hiç görülmemiş diplomatik ve ekonomik ambargolarla karşı karşıya. Ülkeye gıda ve diğer tüketim maddeleri Türkiye ve İran tarafından sağlanıyor.

Körfez’in önde gelen ülkelerince diplomatik ve ekonomik olarak ablukaya alındığı ve bölgede krizin sürdüğü esnada ise Katar’a Türk askeri konuşlandırılmasını öngören karar tasarısı ise geçtiğimiz günlerde TBMM’de kabul edilmişti.

Suudi Arabistan'ın başını çektiği dört Arap ülkesi ayrıca, Katar'ın;

-İran'la ilişkilerini azaltması,

-Ülkedeki Türk askeri üssünün kapatılmasını,

- Katar Hükümetinin fonladığı El Cezire Televizyonu'nun da kapatılmasını
 talep etmişti. 

Ancak; Katar bu talepleri red etmişti.

Öte yandan; Katar Dışişleri Bakanı ülkelerine uygulanan ambargonun kaldırılması çağrısı yapmış ve ambargo altındayken hiçbir uzlaşma anlaşmasının imzalanmayacağını açıklamıştı. 

Nereden Çıktı Bu Kriz?

Bu durumu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Trump'ın Ortadoğu Gezisi çerçevesinde  irdelemek gerekir.

ABD ve Batı, BOP  ile bir taraftan İslam Coğrafyasının denge unsuru olmasını engellerken; diğer taraftan da İsrail’in güvenliğini arttırmakta ve de bir Kürt Devleti’ni kurmaya çalışmaktadır.

BOP Öngörüsüne göre;

Kuzey Irak-Kuzey Suriye-Türkiye’nin Güneydoğusu-İran Batısında kurulması planlanan sözde Kürt Devletinin;. Irak ayağı tamamlanmış, Suriye bölümü tıkandığından Türkiye bölümü askıya alınmış, İran da ise buzdolabına konulmuştu.

Diğer taraftan; BOP ile Ortadoğu’ya Demokrasi getirileceği vurgulanmaktaydı.

Bu kapsamda; mutlak monarşiyle yönetilen, Suud ailesini eleştirinin bile ölüm sebebi olduğu Suudi Arabistan’a kimse demokrasi getirmek gibi bir düşünce içerisinde olmamış bugüne kadar.
Tıpkı ne yaparsa yapsın İsrail’e bir şey denmediği gibi.

Hedefde Neden Katar Var?

Görünürdeki sebep; Katar’ın “teröre verdiği destekti.” Çok sırıtan bir gerekçeydi bu. Destek verilen örgütler arasında Hamas, IŞİD, Müslüman Kardeşler ile Yemen’de yönetime karşı savaşan Husiler sayılmıştı.

Katar’a tavır alanların topraklarında yeşermişti bu örgütler. Özellikle de Suudlar, El Kaide ve türevi örgütleri alabildiğine desteklemişlerdi. IŞİD de Suudlara yakın Selefi ve Şii düşmanı olan bir örgüttü. Suriye ve Irak’ta binlerce Şii’yi acımasızca katletmişti. Müslüman Kardeşler de Sünni anlayışa sahipti. Onlar da bu anlamda radikal bir Şii karşıtlığına sahiptirler. Müslüman Kardeşlerin Filistin’deki uzantısı olmaktan öteye geçemeyen Hamas’ı da bu katogoride sayabiliriz.

Peki, Sünni terör örgütlerini destekleyen Katar, nasıl oluyor da aynı zamanda Yemen’deki Şii Husi’leri destekler. Açıklanması ve doğruluğu çok zor bir iddia!

Katar Krizi ile Ne Yapılmak İstendi?

Görüldüğü gibi Suudi Arabistan’ın başını çektiği Arap ülkelerinin “Katar terörü destekliyor” tezi tutarsızdı.

Ayrıca vurgulanan diğer husus İran ile yakınlaşmaydı. Peki, Katar yönetimi neden böylesine hem de aynı dili konuştuğu, aynı mezhepten olduğu ülke yönetimlerince hedef edilmişti.

Katar yönetimi, Sünni olmasına rağmen İran ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalışıyordu. Hatta İran ile irtibatlı olarak Körfez’de yeni ve çok zengin sıvılaştırılmış doğal gaz sahası açma çalışmaları vardı.

Öte Yandan; Katar’ın Türkiye’ye yönelik de büyük yatırımları bulunuyor. Katar’daki olumsuz gelişmeler ekonomik dar boğazdaki Türkiye ekonomisini çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacak gibi duruyor.

Peki, Suudlar, bir kısım Arap ülkesini arkalarına alarak bu kararı bağımsız mı aldı? Bunu söyleyebilmek için ciddi saf olmak gerekir. Malum, Irak’ın işgaliyle bölgedeki ülkelerin bölünme projeleri hayata geçirilmektedir. Irak ve Suriye’nin durumu ortada.

Ortadoğu’da halen bölünmemiş, gücünü muhafaza eden sadece iki ülke kaldı; Türkiye ve İran.

Bunlar yönetilebilecek hale getirilecek kadar küçültülmeden, emperyalizmin bölgede tam hâkimiyeti söz konusu olamaz. Zaman daralıyor.

PYD'yi müttefik olarak gören, Astana'da alınan kararları sıcak karşılamayan, Türkiye'yi dışlayan Irak ve Suriye'de Türkiye ile menfaatleri çelişen bir ABD, Türkiye'ye karşı argümanları da hazır; 

-F. Gülen'in iadesi  konusunda şimdiye kadar ağırdan alan ABD, FETÖ ile mücadelede siyasi ayağına dokunmayan, etkili bir mücadele yapmayan ve de üstelik siyasi rant aracı olarak kullanan Türkiye'ye ne derece yardımcı olur? Hiç de olmaz, kullanır.

-Zarrab  davasını koz olarak kullanmayı planlayan ABD, Türkiye'den beklenmedik taleplerde bulunabilir mi? Gayet net zaten planı bu!

-Rusya'dan S-400 Hava Savunma Füzesi almayı planlayan Türkiye'ye karşı ne gibi öneriler sunabilir? NATO'ya dahilsin alamazsın der, engeller!

İran’ın ise öncelikli hedef olduğunu ABD yönetimi açık açık söylüyor. İran’a yapılacak bir operasyonun, sadece İran’da değil, bölgede ciddi bir Şii tepkiyle karşılaşacağı açık.

Bir Şii-Sunni Savaşı Hazırlığı mı?

Bölgede Şii, Sünni kavgası başlarsa çok uzun ve kanlı süreceği kesin. En çok sevinecek kesimler de belli; Silah tüccarları ve İsrail.

Katar olayı üzerinden taşlar tam yerine oturmasa da bir bloklaşma söz konusu. Hem de uzun süredir olmayan sert bir bloklaşma.

Trump’ın, 22 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleştirdiği Ortadoğu (S.Arabistan, İsrail) gezisinin amacı; Ortadoğu’da, Türkiye’nin de üyesi olduğu Rusya_İran eksenine karşı, ABD yanlısı bir koalisyon tesis etmekti.BU Koalisyon'nun;

-Suudiler,
-Ürdün,
-Mısır,
-İsrail,
-Filistin Yönetimi
-Kürt örgütlerini içermesi öngörülmekte ve genişletilmesi de planlanmaktadır.

Türkiye Bu Krizin Neresinde?

İran’a yapılacak bir operasyonda haliyle Türk topraklarına gereksinim duyulacaktır. İlk önce Türkiye’yi buna rıza göstermesi için sıkıştıracaklar. Emperyalizm, BOP kapsamında 2020 yılı sonrasında Türkiye’nin de bölünmesini arzu ediyor, bu yönde çalışıyor, plan yapıyor.

Emperyalizm, BOP ile bölgede politikalarına taş koyacak bir yapı istemiyor. Olabildiğince bölünmüş, ayrışmış yapılar arzu ediyor. Bunun hazırlıkları yapılıyor.Şimdi Türkiye ve İran'a ve hatta Rusya ile Çin'e de  Katar üzerinden bir mesaj veriliyor.

Bu çerçevede, büyük oranda sıcak para ile ayakta durmaya çalışan Türkiye ekonomisinin en önemli dayanaklarından biri Katar’dan gelen sıcak para.

Katar’ın en önemli hedef olma sebebi, Türkiye ekonomisinin ona olan ihtiyacıdır.

PYD/PKK ya her türlü silah ve eğitim verilerek Türkiye’ye karşı hazırlanıyor. Barzani, Eylül ayında bağımsızlık referandumuna gidiyor.

Doğu Akdeniz’deki doğalgaz yatakları giderek önem kazanıyor.

Özetle; ABD Koalisyon Hazırlıkları son hızla devam ediyor. Hedefte Türkiye ve İran var. Bu iki ülke Katar Krizi ile dolaylı tehdit edilmiştir ve tehdit edilmeye de devam edilecektir.


23 Mayıs 2017 Salı

Neden Atatürk düşmanlığı?

Bu dönemin alametlerinden biri de, İstiklâl Harbimizin lideri ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret şeklinde oldu. Bunlar; 100 yıllık hesabın peşinde koşanlar, "şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edenler", 2. Cumhuriyetçiler, dinbazlar, etnik ırkçılar, her cins bölücüler, çıkarcılar ve riyakâr iş birlikçilerdir. Bu yolda hiçbir insanî, dinî, millî ve ilmî ölçüleri de yoktur... Peki neden?

Düşünmezler ki; I. Dünya Savaşı, Türk Milletinin en büyük eseri dediğimiz Osmanlı Türk Devletinin tasfiyesiyle sonuçlandı. Haçlılar; "1000 yıl mücadele edip, Türkleri ve Devletlerini yok ederek emelimize ulaştık. Şimdi sıra bunları geldikleri yer Orta Asya'ya sürmeye geldi" dedikleri sırada, adeta bir mucize oldu. Dört yıl süren harbin sonunda Padişahları esir, toprakları işgal edilmiş bir avuç yokluklar içindeki yaralı bereli Türk; kadını-erkeği, genci-yaşlısı ile Çanakkale'de ün kazanan liderinin, "Ya istiklâl, ya ölüm" çağrısına koştu ve "İkinci Ergenekon'u" yaparak zafere ulaştı. Böylece Osmanlı Türk Devletinin küllerinden bağımsız Türkiye Cumhuriyeti doğdu. Düşmanlar hüsrana uğradı. Aynen "Birinci Ergenekon'da" olduğu gibi.

Bundan dolayı, bütün emperyalistler, Mustafa Kemal Atatürk'ün amansız düşmanı; mazlum milletler de hayranı oldu. İki sene önce yapılan bir araştırmada, İngilizlerin, "Dünyada en büyük düşman" olarak Atatürk'ü gördükleri ortaya çıktı. Buna karşılık Atatürk, mazlum milletlerin rehberi olmaya devam ediyor.

Bu gerçekler karşısında Atatürk düşmanlığını nasıl izah edebiliriz?
Yazının girişinde söyledik, ama biraz daha açalım. Adamın biri yazmış, özetleyelim; "Cumhuriyete itirazımız yok, ancak Mustafa Kemal devleti sadece Türklere göre kurdu. Diğer etnisiteler yok sayıldı. Halbuki, Osmanlı'da böyle değildi." Diğer biri de; "Türkler etnik gruplardan biridir. Ülkede birçok etnik grup daha var. Demokrasinin gereği bunlar birbirine eşittir; Devlet hepsinindir, birinin değil." Bir başka saptırma da; Millet, Türkçedeki anlamında değil de, Arapçadaki "ümmet" anlamında kullanarak, halk aldatılıyor. Dürüstçe ve açıkça söylenmiyor.

İslâm'da; ruhban sınıfı olmadığı, insana ve topluma hitap edildiği, insana baskı kabul edilmediği ve "Din güzel ahlaktır" denilerek konu açıklığa kavuşturulduğu için devlet rejimi teklifi yoktur. Devletler ümmet üzerine değil, sosyolojik bir varlık olan millet üzerine kurulmaktadır. Müslümanların kurduğu Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı devletleri gibi. Bir ve bütün olan milleti, etnik (köken, ırk) ve mezheplere göre ayrıştırıp devleti bunlar arasında paylaştırmak, fitnenin en büyüğüdür; milleti de ümmeti de böler, ülkeyi iç savaşa sürükler.

Egemenlik, aynen iffet ve namus gibidir, paylaşılamaz. Rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör, mealen; hâkim unsura karşı azınlık veya etnik takıntısı olanlar, hep İslâm'ın arkasına saklanarak mücadele etmektedirler diyor. Mesele çok güzel bir şekilde özetlenmiştir. Bu gerçeği keşfeden emperyalistlerin, Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Afrika Projesi ile buna ait haritasına baktığımızda; Libya, Yemen, Irak ve Suriye'de yaşananları hatırladığımızda, etnik ve mezhep dinamikleri çatıştırılarak iç savaşın nasıl çıkarıldığını ve devletlerin yıkılıp, milletlerin parçalandığını ibret ve dehşetle görüyoruz.

Özetlersek: Büyük Atatürk Türkiye Cumhuriyetini, tarihimize ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde Türk Milleti esasına göre, millî-üniter yapıda kurdu. Müslüman ülkelerde mezhepler, dinî gruplar, aşiretler, etnisiteler birbirini boğazladığı halde, 40 yıldır terör saldırılarına maruz kalan Türkiye'mizde böyle bir durum olmuyor. Çünkü, kökeni, dini, mezhebi ve cemaati ne olursa olsun herkes Türk Milletinin asli unsuru, Türk Devletinin eşit ve şerefli vatandaşıdır; dolayısıyla millet dokumuz çok sağlamdır.

İşte bu sebepledir ki, emperyalistler ve iş birlikçileri Büyük Atatürk'e karşı yüz yıldır iftira, kin ve nefretle saldırıyor; etnik ve dinî kışkırtma ile birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya çalışıyor; başaramıyorlar. Kurucu atamız ne demiş: "Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

Caydırıcılık kaybedilince...
Cumhurbaşkanı Erdoğan; "Suriye ve Irak'ta her gelişme bizim için doğrudan millî güvenlik meselesidir." demiş. Çok doğru da, muhatabımız bunun gereğini yapacağımıza inanmıyorsa, bu sözler hasmı durdurmaz, sadece vatandaşımızı aldatmaya yarar.

Çok küçümsenen azınlık-koalisyon hükümeti döneminde, KKK. Org. Atilla Ateş, 1998'de sınıra giderek, Suriye'ye "teröristbaşı Öcalan'ı ya bize teslim edin, ya da ülkenizden çıkarın. Yoksa gelir alırız" demişti de, katil Öcalan Rusya'ya da, İtalya'ya da sığamamış; barındıracak ülke bulunamamıştı.

Sonunda Yunanistan'ın Kenya Büyükelçiliği'nde yakalanıp getirilmiş, yargılanarak idama çarptırılmıştı. Türkiye'nin caydırıcılığı böyleydi. Şimdi, milletin ve devletin kimliğiyle oynayan ideolojik siyaset ve EYYY'lerle caydırıcılığa çıkıyoruz, olmuyor.

ABD düşmanca PKK/PYD terör örgütünü silahlandırıyor; kendimizi bu örgütle kıyaslayıp, bizi tercih edin diyoruz, yine olmuyor.

ABD düşmanlık yapıyorsa, dost muamelesi görmemelidir... vesselam.

 Sadi SOMUNCUOĞLU -
Neden Atatürk düşmanlığı? 
13.05.2017
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/neden-ataturk-dusmanligi-42776yy.htm


21 Mayıs 2017 Pazar

Güneş Enerjisi İle Çalışan Uçak (Solar Impulse)


Güneş enerjisiyle çalışan Solar Impulse 2 adlı uçak dünya turuna devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletindeki Tulsa’dan havalanan uçağın Ohio’daki Dayton’a yaptığı yolculuğu yaklaşık 18 saatte tamamlaması bekleniyor.

Solar Impulse uzun menzilli, güneş enerjisiyle çalışan deneysel uçak projesinin adı, aynı zamanda proje kapsamında imal edilen iki uçağın adı. Proje İsviçreli iş adamı André Borschberg ile psikiyatrist Bertrand Piccard tarafından yönetilmektedir. 

1800 metre irtifaya kadar çıkabilen bu  hava aracında tam 17 bin güneş paneli hücresi bulunuyor.

Bu hücreler, lityum pillerini gün boyunca şarj ederek uçağın pervanelerinin gece boyunca da dönmesini sağlayacak enerjiyi depoluyor.

Yalnızca 2.3 ton ağırlığındaki uçak, tarihin ilk gece ve gündüz yakıtsız uçabilen hava aracı özelliğini taşıyor.
DİĞER ÖZELLİKLER:
Uzunluk22 m
Düz uçuş hızı70 km/sa
Kullanıma sunulma tarihi26 Haziran 2009
Motor tipiElektrik motoru
İlk uçuş tarihi3 Aralık 2009
kAYNAK:http://tr.euronews.com

POPÜLER YAZILAR